……..
Gökyüzünde bir bulut olsam kocaman ve bıraksam kendimi rüzgara,
İstediğim şekle girip, bembeyaz süzülsem nereye götürürse beni, oraya
Hiçbir engelle karşılaşmadan gökyüzünün uçsuz bucaksız tarlasında…
Bir damla yağmur olsam, yağsam saf ve temiz ve bıraksam kendimi sulara,
Aksam masmavi ve şeffaf, istediğim nehre, göle, gölete ya da okyanusa…
Ve buharlaşsam yine gökyüzüne, beni az önce bırakan bulutun koynuna…
….....
Oltanın ucuna takılmış, zavallı bir balık gibi
Yakalanmışız bizim olmayan bir başka hayata
Çırpınıyoruz anlamsızca hepimiz, fakat nafile,
Üstümüzde, bize yapışmış istemediğimiz bir elbise
Bizler aslında kimiz, neyiz, neler oluyor bize
Kim vermiş bu yazılmış sahte senaryoyu elimize
Ve kimin için oynuyoruz bu anlamsız sahneleri
Üstümüze göre dikilmemiş bu yıpranmış kostümle
Çıkarsak etiketini, atsak üstümüzden bu kaftanı
Ne oyun kalır oynanan ne de senaryo yazılan
Bazıları ayakta alkışlar, bu cesur hareketi gerçekte
Ama çoğunluk ayıplar seni, çünkü Kral çıplaktır sahnede
……..
Oturduğum yerden güneşi göremezsin, boşuna bakıp durma.
Evet, hava aydınlanır, sonra da kararır yine, o belli döngüde…
Fakat dedim ya göremezsin güneşin doğuşunu ve batışını…
Senden gizler kendini, bitmez enerjisini ve o sıcaklığını…
Hep beklerdim bizim oralarda görmeyi o sarı-kızıl gezegeni…
Evet bahsederler hep bilenler önceden, nasıl güzel olduğunu …
Fakat dedim ya gören olmamıştır yıllardır henüz bizim oralarda…
Ve hep derler, boşuna bekleme,alışacaksın hayat böyle burada…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder